Gamze Çalışkan
Antalyasporumuzun kalecisi Ömer Çatkıç ile Redsoldiers Akdeniz Üniversitesi Tayfası olarak röportaj, sohbet karışımı bir söyleşi yaptık. Konuşmanın içeriği şöyle;

GÇ: Bize Ömer Çatkıç’ı kısaca anlatır mısın? Kimdir Ömer Çatkıç? Sivil hayatında neler yapar? Evi, ailesi vs?

ÖÇ: 15 Ekim 1974 doğumluyum. Doğum yerim Eskişehir. Futbola Eskişehirspor alt yapısında başladım. 1998 yılına kadar Eskişehirspor’da görev yaptım. 1998-2004 yılları arasında Gaziantepspor’daydım. 6.5 sene Gaziantep’te kaldım. Daha sonra 2 yıl Gençlerbirliği, sonra 1 yıl Bursaspor, 1 yıl tekrar Gaziantepspor ve en sonda burdayım, Antalyaspor kadrosundayım. Sivil hayatımda ailem ile vakit geçirmeyi daha çok seviyorum. 1 tane 4 yaşında erkek çocuğum var. Eşim ve oğlumla beraber olmayı seviyorum. Film izlemeyi seviyorum.

GÇ:Antalyaspor’a transferin nasıl gerçekleşti?O süreçte neler oldu? Teklifi ilk kim önerdi?

ÖÇ: Gaziantepspor ile normalde benim 3yıllık antlaşmam vardı.fakat bir askerlik sorunu vardı(Askerlik kanunda hatırlıyorsunuz Tümerle ilgili bir sorunlar çıkmıştı) O zamanlar kanun gecikince ben mecburen yurt dışında İsveç’te bir takımla antlaştım, oraya gidecektim. Antep ile olanantlaşmamı fesh ettim. Ondan sonraki süreçte de kanun çıkınca yaş 38 yaşa kadar uzayınca tekrar Türkiye’ye döndüm ve kalma kararı aldım.Ve tam bu sırada Antalyaspor’dan teklif geldi. Şartlarda antlaştık bu şekilde Antalyaspor’a geldim.

GÇ: Antalyaspor taraftarı ya da Antalya halkının sana olan ilgileri nasıl? Sokakta gördüklerinde “ Ooo Ömer naber? “ diye çeviriyorlar mı ?

ÖÇ: Taraftarlar ve yerel halk ile aramızda çok güzel bir bağ var. Ben onları çok seviyorum, onlar beni seviyorlar,sağolsunlar. Gerçekten iki taraf için de güzel bir ortam var. Burda olmaktan mutluyum. Maçlara çıktığımız zaman, onlara keyifli anlar yaşatmak istiyoruz. İnşallah sezon sonuna kadar bunu başarırız.

GÇ: 1994’te Ümit Milli 1995’ten itibaren de A Milli kadrosunun aranan isimlerinden oldun. Normal lig maçlarında giydiğin formanın ağırlığı ile milli maçta giydiğin forma arasında nasıl bir fark vardı? Hangisi daha ağırdı ?

ÖÇ: Bence her forma kutsaldır, buna inanıyorum. Her forma önemlidir. İster takım forması olsun ister milli takım forması olsun. Ayrım yapmıyorum her forma önemlidir benim için.

GÇ: Şimdi bazı futbolcular yurt dışına giderek yıldızını parlattı ya da söndürdü. Sen hiç düşünmedinmi Avrupa’da forma giymeyi?

ÖÇ: Gaziantep’te oynarken o şekilde bir şans bana da geldi. Fakat teklif şöyleydi: Wolsfburg diye bir takımın yaşlı bir kalecisi vardı. Ben o zaman 27 yaşındaydım onların kalecisi de 40yaşına falan gelmişti galiba. Onun bırakmak üzere olduğu söylendi bana. “Gelip bir yıl kal, yanında yedeği ol ondan sonra devam et” dediler. Fakat ozaman ben hem milli takım hem de Gaziantep’te UEFA kupasına oynuyorduk. Bu yüzden kabul etmek istemedim. Ondan sonra bir daha da gitmedim.

GÇ: Antalya’ya geldiğin andan beri medyada hakkında olumlu ya da olumsuz mutlaka bir haber oluyor. Bu haberler seni etkiliyor mu?

ÖÇ: Tabi ki de eleştiri olacak. Eleştiri olmadan olmuyor. Ama eleştiri insanın kişiliğine,ailesine bulaşmadığı sürece her türlü eleştiriye açığım. Mesleki olarak hakkımda yapılan her eleştiriye saygım var.

GÇ: Kaleci olmak ile saha içinde diğer herhangi bir bölgede futbolcu olmak arasında ne gibi farklar var? Hangisi daha zor?

ÖÇ: Kaleci olarak şu var. 10 tan efutbolcu hata yapabilir,onların arkasında kaleci var. Fakat biz hata yaptığımız zaman bizim hatamızı kapatacak kimse olmuyor. Sahaya çıktığımız zaman da bu bilinç her zaman ben de oluyor. Kendi kendimi şu telkinde bulunuyorum: “Öndeki arkadaşlar ne kadar hata yaparsa yapsın ben onların hatalarını kapatacağım, ben onların hatalarını kapatacağım.” Bu şekilde kendi kendime bir konuşmam geçiyor. İki görevinde zorlukları farklı. Ben kendimi bildim bileli kaleciyim ve bu işi yapmaktan da müthiş keyif alıyorum. İşimi severek yapıyorum.

GÇ: 1. Dönemki Galatasaray maçında taraftarların küfürlü slagonları sonucu sinirlerin gerildi ve onlara dönerek ellerini çiçek yaparak yüzlerine baktın ve ardından Lincoln gelip sana çarptı ve komik bir şekilde kırmızı kartı yiyen de sen oldun. 2. Dönem ki Galatasaray maçından bir hafta önce Lincoln kart cezası aldı ki bence bilerek aldı ve Antalyaspor – Galatasaray karşılaşmasına katılmadı. Sence bu yediği kartta 1. Dönemde olan olayların etkisi var mı?

ÖÇ: Bilmiyorum dikkatimi çekmedi. O yüzden yorum yapamayacağım.

GÇ: Özellikle Galatasaray maçlarında apayrı bir performans sergiliyorsun. Adeta kalenin önünde Çin Seddi oluşturuyorsun. Özel bir sebebi var mı ?

ÖÇ: İnanın bu tezi dışarda Fenerbahçelilerle görüşüyorum onlar; “Bize karşı çok farklı oynuyorsun” diyorlar. Beşiktaşlılarla görüşüyorum “Bize karşı farklı oynuyorsun.”diyorlar. benim görevim gol yememek ve her maça çıktığım zaman gol yememeye çalışıyorum. Bütün amacım bu. Gol yemezsem de mutlu oluyorum. (Burda hep beraber gülüoruz )

GÇ: Peki sence taraftar futbolda ne kadar etkili?

ÖÇ: Gerçekten taraftar futbolu çok etkiliyor. Mesela bence Kayseri’nin yapmış olduğu stadyum Anadolu’da bence bir devrimdir. Bence çok büyük bir olay. Yıllardır hep şunu söylüyorum fakat bir türlü kimse dinlemiyordu. Türk futbolunu yabancı futbolcular getirerek bir yere getiremezsin ancak Anadolu takımlarında böyle güzel stadyumlar yaparak Türk futbolunu ilerletirsiniz. Çünkü mesela dikkat edin Türkiye’de bütün insanlar “Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş”a yönlendiriliyor. Çocuklar hep oraya yönlendiriliyor. Bence bunun sebebi de Anadolu’daki stadyumların güzel olmaması. Düşünün mesela Antalya’da Fenerbahçe stadyumu gibi bir stadyum olsa burdaki insanlar aileleri ile beraber zevk alarak maça gelirler. Belki locada oturacaklar, normal tribünde oturacaklar ve kalite yükselecek. Ama kalite olmadığı zaman insanlara maça gelmek zor geliyor. Arabalrını park edecek yer bulamıyor, ulaşım sorun oluyor vs. Dünyanın her yerinde metrolarla gidilir stadyuma ama Türkiye’de bu malesef zor. Antalyaspor işte bunun bir adımını attı, bunu da yaparsa Antalya ve Antalyaspor sevgisi daha da artacak diye düşünüyorum.

GÇ: Trabzonspor maçında golden önce olan gol pozisyonunun aynısı bir pozisyon yaşandı ve Şenol’u uyardın. Uyarmana rağmen aynı pozisyonu tekrar yakalayan Trabzonspor gol şansı buldu. Saha içinde birbirinizi bu şekild euyarmalarınız çok oluyor mu ve iletişim kopukluğu mu oluyor?

ÖÇ:Tabi saha içinde çok konuşuyoruz. Ama hataları aşağılara çekemiyoruz. Hatta ilginç olan bir şey geçen eşimle şampiyonlar ligi maçı izliyoruz, aynı konuda ilginç olan bir şey söyledi bana. “ Bakıyorum dedi yabancı takımlarda top kalenin ağzın ageldiği anda hiç panik halinde değiller, çok soğuk kanlılar ve herkes çok sakin duruyor. Ama Türkiye liginde izliyorum maçları mesela korner olduğu zaman herkeste bir bağırış çağırış bir panik oluyor. Neden böyle?” Türkiye de maalesef alt yapıdan itibaren bir eksikliğimiz var. Görev bilinci maalesef bizde tam olarak yerleşmemiş. Ama avrupa’daki futbolcularda ise bir görev bilinci var. Ordaki herkes ne yapacağını biliyor. Ama Türkiye’de çok dalma oluyor ve onun için herkeste birbirini uyarma ihtiyacı oluşuyor.

GÇ: 31 Mayıs 2009’da sözleşmen bitiyor ve yaşın 35. Gelecek ile ilgili planların nedir? Bırakacak mısın futbolu?

ÖÇ: Hani derler ya “Futbolu bıraktım”. Aslında öyle bir şey yok biz futbolu değil futbol bizi bırakıyor. Bana kalsa ben futbolu bırakmam ama futbol mutlaka bir gün beni bırakacak. Ben de o beni bırakana kadar bu işe devam etmek istiyorum.Çünkü ben işimi dediğim gibi çok seviyorum. Saha da kendimi kötü duruma düşeceğime inandırdığım an bırakırım futbolu ama şu an için kendimi iyi hissediyorum ve 38 yaşına kadar daha devam etmek istiyorum.

GÇ: Bir çok teknik isimle çalıştın. İçlerinden kendine örnek aldığın, sevdiğin hangileriydi?

ÖÇ: Futbol hayatımda Nurullah Hoca ile çok güzel günlerim geçti Antepteyken çünkü çok uzun bir süre kaldım 6.5 sene. Kendisiyle 4 sene çalıştım. Hem UEFA kupasın olsun hem de ligi iki defa 3. olarak tamamladık arka arkaya.Orda güzel anılarım var.Burda Mehmet Hoca ile gerçekten güzel bir hava yakaladık. Bazı hocalarda BENlik olur, hocada BENlik çok fazla olduğu zaman futbolcularla hoca arasında mutlaka sorun çıkıyor. Ama Mehmet Hoca’da hep biz kavramı var. O geldiği zaman kadar Antalyaspor’a herkes düştü gözüyle bakıyordu.Ondan sonraki onun yaklaşımı, onun antrenmanlardaki çalışma metotları bizi şu an ki her şeye ortak etti. İnşallah onunla daha uzun seneler çalışırım diye düşünüyorum.

GÇ: Antalyaspor’un formada şortun arkasına reklam koyma fikrini nasıl değerlendiriyorsun?

ÖÇ:Fransa liginde çok var bu reklam şekli. Tabi bu ekonomik bir olay ve klübün aldığı bir karar ekonomik getirisi olduğu için uyulması gereken bir şey herhalde. (Burda hepimiz gülüyoruz )

GÇ:Eskiişehir doğumlusun ve kalecilik kariyerine Eskişehirspor’da başlamışsın. Tuttuğun takımı Eskişehirspor olarak cevaplayabilri miyiz?

ÖÇ:Küçükken tuttuğum takım Eskişehirspor’du. Fakat aradan geçen yıllarla ve farklı takımlara dahil edilince öyle tek bir takım sevgisi kalmıyor. Hangi takıma gittiysem o takım benim için çok önemli oluyor. Mesela Eskişehirsporla uzun zamandır karşılaşmıyordum. Uzun bir aradan sonra ilk defa Antalyaspordayken karşılaştım. Tekrar onlarla maç yaparken Eskişehirspor’a karşı bir ilgim olduğunu hissetmedim. Demek istediğim nötrüm yani. Hiçbir takıma karşı fanatikliğim yok. Yılların verdiği deneyimden galiba.

GÇ: Genelde futbolcuların maç öncesi şans getirdiğine dair bazı inanışları vardır. Bazıları yüzüğünü öper vs. Senin böyle bir inanışın var mı ? (Bu soruyuda herkese soruyorum )

ÖÇ:Maçtan önc eben sadece dua okurum.

GÇ:Tribünde bayan taraftar konusu hakkında ne düşünüyorsun?

ÖÇ: Tribün kalitesi, oturma düzenleri değiştikçe aileler gelecek maçlara. Mesela dünya kupası maçlarında gördük Dünya kupası karnaval gibiydi.Stadyumun etrafın ayapmışlar parklar, eğlence yerleri maçtan önce herkes orda çocuklarıyla, hanımıyla,kız arkadaşıyla geliyor güzel vakit geçiriyorlar maçın tam başlama zamanı hep beraber maça giriyorlar. Yıllardır bunu söylüyorum aileler ne kadar çok tribüne gelirse şiddet tribünlerde azalacaktır diye düşünüyorum. Ama bunun olması için güzel stadyumlar olması gerekli.

GÇ: Son olarak Antalyaspor taraftarlarına söylemek istediğin bir şey var mı ?

ÖÇ: Maçlara gelmesini istiyoruz. 90 dakika boyunca gelsinler. Futbolun bir keyif oyunu olduğunu unutmasınlar. Her ne kadar basında ölüm kalım savası gibi gösterilse de. Sonuçta bu bir oyun. Gelsinler, yendiğimiz zaman bizimle sevinsinler, yenildiğimiz zaman bizimle beraber üzülsünler.

Röportaj: Gamze ÇALIŞKAN
Yer: Antalyaspor A.Ş. Klüp Binası
Tarih:11 Mart 2009 Çarşamba
Fotoğraflar: Huriye YILDIRIM



Gamze Çalışkan Röpörtajları

Uğur Kavuk

Serge Pacome Djiehoa

Mehmet Özdilek
 

MKPortal ©2003-2008 mkportal.it
Bu safya 0.07254 saniyede 11 sorguyla oluşturuldu